01 Eylül, Pazartesi

Son güncelleme:04:16:48 PM GMT

BURADASINIZ: TARİHTE BUGÜN 16 HAZİRAN 1950: MECLİS, EZANIN ESKİDEN OLDUĞU GİBİ ARAPÇA OKUNMASINI KABUL ETTİ

16 Haziran 1950: Meclis, ezanın eskiden olduğu gibi Arapça okunmasını kabul etti

e-Posta Yazdır PDF

Geleneksel olarak Arapça okunan ezan, 1932'de Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan bir genelgeyle Türkçe okunmaya başlandı. Bu durum, halk tarafından nefretle karşılandı. Bazı illerde küçük çaplı isyanlar çıktı. Devletin kolluk kuvvetlerinin hazır olmadığı anlarda, ezan Arapça okunarak pasif direnişe geçildi. DP iktidarıyla birlikte, ezanın Arapça okunmasının önündeki engeller kaldırıldı.

Ezanın Türkçeleştirilme çabaları, esas olarak ulusal devlet kurma projesiyle birlikte yürütüldü. İttihat ve Terakki döneminde Türk Ocakları tarafından yapılan yoğun milliyetçilik bombardımanı, dinin de millileştirilmesini öngörüyordu. İttihat ve Terakki'nin önde gelen ideologlarından ve yöneticilerinden olan Ziya Gökalp, bir şiirinde "milli bir devletin milli bir dinine" olan özlemini şu şekilde ifade ediyordu:

"Bir ülke ki, camiinde Türkçe ezan okunur
Köylü anlar manasını namazdaki duanın
Bir ülke ki, mektebinde Türkçe Kuran okunur
Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüda'nın
Ey Türk oğlu, işte senin orasıdır vatanın"

Birinci Dünya Savaşı'nın kaybedilmesi ve İttihatçı önderlerin ülke dışına kaçmasıyla birlikte, Turancılık projesi her ne kadar askıya alındıysa da, Mustafa Kemal ve kadrosu tarafından ulusal devlet kurulması projesine tüm hızıyla devam edildi. 1923 yılında kurulan cumhuriyet, bu projenin en önemli ayaklarından birini oluşturdu. Ulusal devlet sınırları arasında yaşayan, ancak tepeden inme bu devlette herhangi bir milliyetçi duyguya sahip olmayan insanlar arasında yoğun bir milliyetçilik propagandası sürdürüldü.

1924'te kurulan ve dinin devlet kontrolüne alınmasını amaçlayan "Diyanet İşleri Reisliği", ezan ve salâtın Türkçeleştirilmesi ve hutbelerin Türkçe okunmasını ele aldı. Ezanın Türkçeleştirilmesi konusunda görüş birliğine varıldıysa da, Türkçe ezan önerisinin halk nezdinde yol açacağı tepkiyi hesaplamak için önce bir deneme yapıldı. 1926 Nisanında Erenköy Camii'nde bir müezzin Türkçe ezan okudu. Olay, tepkilere yol açtı. Deneme, "Henüz zamanı değil" kanaatiyle sonuçlandı. Müezzin, Diyanet İşlerine şikâyet edildi ve bir süre için görevinden alındı.

Bunun üzerine propaganda dönemine, daha doğrusu halkın değişikliğe ikna edilmesi sürecine geçildi. Ezanın basit bir çağrı olduğu, bu çağrının Türkçe yapılmasının önünde bir engel olmadığı anlatıldı. Milliyetçi din adamlarından fetvalar alındı. Aralık 1931'de Mustafa Kemal'in emriyle Kuran Türkçeye çevrildi. 18 Temmuz 1932'de Diyanet İşleri, Ezanın Türkçe okunmasına resmen karar verdi.

Geleneksel olarak Arapça okunan ezanın Türkçeleştirilmesi, başta Bursa olmak üzere birçok yerleşim yerinde büyük tepkilerle karşılaştı. Bursa'da bu tepkiler bir tür sivil isyana dönüştü. Bunun üzerine askeri tedbirlerin yanı sırai Diyanet İşleri Reisliği de devreye sokuldu. "Öz dilimizle her tarafta Türkçe ezan okunduğu bir zamanda minarelerde Arapça salat ve selam okumak ahenksiz düşeceği gibi hükümeti celilenin takip buyurduğu maksadı milliyeye de uygun gelmediğine binaen" diyerek salanın da Türkçe okunması emredildi, ezanı Türkçe okumayanların "kati ve şedid bir şekilde cezalandırılacağı" duyuruldu.

Zora dayalı bu uygulama, halkın arasında tek parti diktatörlüğüne duyulan nefreti daha da artırdı. Ancak Kemalist diktatörlük bütün muhalefet odaklarını bastırmış ve sindirmişti, bu yüzden özellikle Avrupa'da yükselen faşizmin de etkisiyle daha da ağırlaşan baskılarına ses çıkartabilecek örgütlü bir güç mevcut değildi. Halk pasif direnişe geçti, bir tür sivil itaatsizlik dönemi başlattı. Devletin kolluk kuvvetlerinin hazır bulunduğu olduğunda "Türkçe ezan" seslendirildi, diğer durumlarda ise ezan Arapça okundu. Ayrıca halk, her ortamda ezana olan özlemini dile getirdi. Türkçe ezana alışamadığını, bu uygulamayı sonlandıracak kişilere oy vereceğini umudu verdi.

Çok partili sisteme geçildiği dönemde, Menderes ve arkadaşları ezanı serbest bırakacaklarını vaat ettiler. 1950 seçimlerini büyük bir farkla kazandıklarında, ezanın Arapça okunmasının önündeki engeli kaldırdılar. 16 Haziran 1950'de, CHP'nin de desteklediği bir kanunla, Türkçe ezanın yanı sıra Arapça ezanın okunmasına imkân veren kanun kabul edildi.

Ezanın yeniden Arapça okunmaya başlanması, kendisini devletin sahibi gören güçler arasında Atatürk devrimlerine vurulan bir darbe olarak algılandı, Menderes'in idam gerekçeleri arasına kondu. "Türkçe ezan", 1960 darbesinden sonra Milli Birlik Komitesi tarafından tekrar gündeme getirildi. 12 Mart 1971 muhtırasından on sekiz gün sonra senatoya bu yönde bir önerge verildi, ancak önerge reddedildi. Darbeci güçler 29 Şubat'ta da Türkçe ezanın kapısını aralamaya çalıştılar, ancak 1000 yıl süreceği söylenen süreç birkaç yıl sonra on binlerce kişinin katıldığı gösterilerle tarihin çöplüğüne gönderilince, hevesleri kursaklarında kaldı.


E-mailPrintFavorites PDF Blogger Delicious Digg Facebook Friendfeed Google Haber.gen.tr Live MySpace StumbleUpon Twitter Yahoo